
"Her taş devrildiğinde, gerçek biraz daha ortaya çıkar."
Domino
İlk bölümden bir kesit
Sene 2007.
Mevsim sonbahar.
Saat 02:50.
Evin içi sessizdi. Dar koridordan salona doğru yaklaştıkça içeriden film sesleri gelmeye başladı. Ekrandaki, Charlie Chaplin’in “Yumurcak” filminden bir sahneydi. Şarlo’nun polisten kaçarken küçük çocuğu tanımazdan gelerek ayağıyla uzaklaştırmaya çalıştığı bu trajikomik sahne, odadaki sessizliğe zıt bir şekilde dönmeye devam ediyordu. Salondaki üçlü koltuğun arkası kapıya bakıyor, üzerinde iki kişi oturuyordu. Soldaki Rahmi’ydi. Yüzü soluk, gözleri kızarmıştı. Sanki günlerdir ağlamış ama hâlâ bitmemiş gibiydi. Kıpırdayamıyor, sadece gözleriyle etrafı takip ediyordu. Yanında oturan kasketli adamın görüntüsü net değildi. Sessizce kucağındaki büyük kâseden
patlamış mısır yiyordu. Rahmi dönüp ona bakmak istedi ancak başını bile oynatamadı. Kasılmış, adeta kilitlenmişti. Tedirgin gözleri gecenin 03:00’ünü haber veren duvar saatinin gong sesiyle iyice açıldı. Kasketli adam kumandayı aldı, filmi durdurdu. Kâseyi masaya koydu, masadaki bezle ellerini sildi. Burnundan hızlıca nefes alıp verdiği duyulan, konuşmak için zorlandıkça yalnızca derinden hırıltılar çıkarabilen Rahmi’nin arkasına geçti. Sol eliyle çenesini kavradı ve
birkaç ayar çektikten sonra elini istediği şekle oturttu. Diğer eli kafasının üzerindeydi. Hareketleri ilk başta yumuşaktı. Rahmi’nin gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Konuşmaya
çalıştı ancak yine sadece boğuk bir hırıltı duyuldu. Adam kafayı birkaç kez kontrollü şekilde sağa çevirip yerine getirdi. Üçüncüde ani ve sert bir hareketle sola çevirdi. Bir kemik sesi duyuldu. Rahmi’nin başı yana düştü. Gözleri açık kaldı. Adam koltuktaki yerine geri döndü. Kumandanın tuşuna basarak devam ettiği filmin artık bir seyircisi eksikti. Rahmi’nin açık kalan gözleri sokak lambasına bakıyordu. Lamba cılız bir sesle birkaç kez yanıp söndü. Sonuncusunda oda da kararmıştı.

Yorumlar
Kitabı çok beğendim, temposu hiç düşmüyor. Olaylar birbirine güzel bağlanmış, sonunu merak ettiriyor. Polisiye sevenler için sürükleyici ve akıcı bir roman olmuş.
Polisiye roman meraklısı okuyuculara şiddetle tavsiye ederim,serinin devamını sabırsızlıkla bekliyorum.
Tek Kelimeyle mükemmel okumanızı tavsiye ediyorum... Teşekkürler
Pek okuyucu bir birey değilim ama bu kitap sayesinde hayatımda yeni bir dönem başlayacak sanırım. Gerçekten çok etkilendim. Çok iyi ve akıcı bir hikaye. Film olsa izlenir... Devamı gelir umarım. Şiddetle tavsiye ederim....
"Domino, sadece bir cinayet romanı değil. İktidar, ihanet ve sessiz suç ortaklığı üzerine yazılmış bir sosyal fresk. Her sayfada yeni bir taş devrildi ve ben giderek daha derin düştüm."
"Yıllar içinde okuduğum en iyi Türk polisiyesi. Budak, İstanbul'u bir karakter gibi kullanıyor; sokakları, kokuları, sessizlikleriyle. Son sayfayı kapatırken elimlerim titriyordu."

Yüksel Budak
1973 yılında İstanbul Eyüpsultan’da doğdum. Hayatın farklı alanlarında edindiğim deneyimler, zamanla kaleme dökülen hikâyelerin temelini oluşturdu. Lise yıllarının ardından iş hayatına atıldım; askerlik sonrası iç dekorasyon sektöründe çalıştım. 2012 yılında başladığım altın eksperliği mesleği ise beni Türkiye’nin dört bir yanına taşıdı. Her şehir, her sokak, her insan hikâyelerime yeni bir parça ekledi. Domino’nun farklı şehirlerde nefes almasının sebebi de budur. Yazmak, benim için bir uğraştan çok bir iç dökme biçimiydi. Küçük yaşlarda başlayan bu yolculuk; skeçlerle, sahnelenen tiyatro oyunlarıyla ve kamu spotlarıyla gelişti. Domino, aslında uzun bir yolculuğun ürünü. 2000’li yılların başında temelleri atılan bu hikâye, hayatın zorunlu verdiği bir aranın ardından yeniden şekillendi ve 2018 yılında tamamlandı. İlk olarak bir senaryo olarak doğdu; ancak şartlar onu beyaz perdeden sayfalara taşıdı. Ardından Birol geldi… Karanlık, derin ve sarsıcı bir hikâye. Bartın’da başlayan çekim süreci tamamlanamasa da, bu hikâye yaşamaya devam etti. Domino, uzun ve titiz bir çalışmanın ardından kitap haline getirildi. Okuyuculardan gelen olumlu geri dönüşler, bu yolculuğun en kıymetli karşılığı oldu. Şimdi ise aynı karanlık evrenden doğan Birol’u edebiyatla buluşturmak için çalışıyorum. Hikâyeler bitmiyor… sadece biçim değiştiriyor.
Blog
Domino Hakkında
“Sonuçta herkesin vardır ölmesini istediği birileri. Dünyada kimse kalmayana dek her düşen bir başkasını devirir. Domino taşı gibi. ” 2000’li yılların başında tam olarak bu fikirden doğan Domino, yıllar sonra kaleme alındığında senaryodan romana evrilerek kendini tamamladı. Bu hikâye yalnızca bir seri katilin değil, farkında olmadan oyun kuruculara dönüşen kurbanların ve onlar için adalet peşinde koşanların amansız mücadelesinin hikayesi. Okurken kendinizi belki polislerin azminde, belki kurbanların çaresizliğinde, belki de katilin ruhundaki karanlıkta bulacaksınız. Şimdi, tam burada, sıradaki taşı devirmeye ve katilin izini sürmeye hazır mısınız?
Bir Polisiyeyi Nasıl Yazarsınız: Suç Değil, Atmosfer
Okuyucuyu cinayet sahnesine götürmeden önce ona şehri hissettirmeniz gerekir. Çünkü şehir olmadan suç, sıradan bir haberden öteye geçemez.
İstanbul'un Karanlık Yüzü: Bir Yazarın Notları
Her sabah aynı köprüden geçiyorum. Her geçişte farklı bir şehir görüyorum. Domino'nun arka planını bu köprünün üzerinde yazdım; yürüyerek, zihnimde.
İletişim
Röportaj talepleri, etkinlik davetleri veya kitap kulübü ziyaretleri için aşağıdaki formu kullanabilir ya da doğrudan yazabilirsiniz.